Üyelik tarihi: Feb 2008 Üyelik tarihi: Feb 2008 Durumu: Nerden: Boğazın İncisi, Avrupa'nın Birincisi (İstanbul) Mesaj Sayısı: 8,905 Hobisi: Müzik, Sinema, Tiyatro, İnternet, Bilgisayar, Photo Shop, Tarih say say bitmez :=) Meslek: Ne iş olsa yaparım abi:p Ruh Halim:
Mesajlar: 8,905
Aktiflik: 57% Bağlı Kalma: 99% | Terörle Savaş’ta Çifte Standartlar Terörle Savaş’ta çifte standartlar-1 Şarbonun kaynağının tespit edilktikten sonra ordu labaratuvarları neden işgal edilip içindekiler Guantanamo’ya göndermedi? Tom Engelhardt aykırı soruları sordu. Haber Merkezi / TIMETURK ABD’nin silah labaratuvarları şarbon saldırıların kaynağı olarak tespit edildikten sonra, tesisleri işgal etmek, onları kapatmak ve orada bulananları, zincirlenmiş ve gözleri bağlı olarak Guantanamo’ya ya da diğer gizli yerlere götürmek için neden özel kuvvetler gönderilmedi? Tom Engelhardt* sorulmayan o aykırı soruları sordu. 1. Neden Bush yönetiminin Terörle Savaş çalışma yöntemi şarbon davasına uygulanmadı? 10 Ağustos’ta William J. Broad ve Scott Shane, New York Times’ın manşetindeki “Şüpheliler için Şarbon Davası’nın bedeli büyük oldu, Geniş FBI Ağı’ndaki Masumların Çetelesi” başlıklı haberde FBI’nın şarbon soruşturmasındaki bazı insan bedellerini işlediler. Seri halde şüphelenenlerin zor zamanlar geçirdiklerini tespit ederek çok iyi iş çıkardılar: işlerini kaybettiler, vizeleri iptal edildi, evlilikleri bitti, arkadaşlıkları dağıldı”. Times’a (ve diğerlerine) göre, FBI izlemesi altında, birçoklarının kariyerleri harap oldu; yalan makinesine bağlanmanın yanında ekserisi birçok kez “ağır şekilde” müteakip defalar sorgulandı; bazılarının peşine takılındı ve izlendi, evleri arandı ve işyerleri didik didik edildi. FBI’nın “ilgisi”nin baskısı altında, şarbon uzmanı ve “biyolojik-savunma ayrıcalıklısı” Perry Mikeseell, neticesinde bir alkoliğe dönüştü ve kendini öldürene kadar içti. Hayatı tepetaklak olan Steven Hatfill’i izleyen ajan aracıyla ayağının üzerinden geçti; ajan yerine cezaya çarptırılan da o oldu. Ve son olarak, tabi ki, Dr. Ivins, sürekli daha fazla strese girerek ve nihayetinde dengesini kaybederek, avukatının ölüm cezası yerine hayat boyu hapis için FBI’yla olası anlaşma yapacağı gün intihar etti. Mikesell, Hatfill, Ivins ve diğerleri için hayat zor olsa da, dava boyunca süren iki haftalık medya tepişmesinde hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir gözlem: İtiraf peşindeyken, son yılların bu şüphelilerin hiçbiri, Ivins dahil, hiçbir zaman kulağına yanmış sigara sokulmadı; hiçbiri dayak yemedi, üzerlerine tükürülmedi ya da tekmelenmedi ve çırılçıplak içtimaa çıkmadı; hiçbir suçla suçlanmadıkları halde hapiste tutulurken hiçbiri öldüresiye dövülmedi; hiçbiri soğuk suya batırılıp buz gibi bir gecede çırılçıplak bir hücrede bırakılmadı; hiçbirine elektrik verilmedi, kafalarına kukuletalar giydirilmedi, “Stres Pozisyonu”nda zincirlenmedi, anal tacize uğramadı; hiçbiri yüksek müziğe, yanıp sönen ışığa maruz bırakılarak günler boyunca uyumaları engellenmedi; hiçbiri öldürünceye dek boğulmadı, hapishane tabanında köpek tasmasıyla çırılçıplak yatırılmadı ya da bekçi köpekleriyle korkutulmadı. Hatta hiçbiri su işkencesine (water boarding) bile uğramadı. Ivins ve Hatfill’in üzerindeki baskı ne olursa olsun, hiçbiri evinin yakınındaki bir caddeden kaçırılmadı, elbiseleri soyulmadı, altı bezlenmedi, gözleri bağlanmadı, zincirlenmedi, ilaç verilmedi ve muhtemel elektrik verilecekleri ya da yabancı bir rejimin işkencecilerinin neşterleriyle doğranacakları başka bir ülkenin hapishanelerine “teslim edilmedi”. Şarbon cinayetleri şüphelilerin her biri, bir zamanlar kitle imha silahlarıyla iğrenç suçlar işleyen teröristler olduğuna inanılmasına rağmen, hiçbiri asla “düşman savaşçısı” olarak ilan edilmedi. Hiçbiri suçlama ya da bir dava ya da salıverilme umudu olmadan, sahilden uzakta, CIA’nin işlettiği gizli “siyah tesislerde” hapse atılmadı. Neden olsun ki? |