Tekil Mesaj gösterimi
Alt 17.08.08, 15:18   #1 (Sabitlink)
KaCaK
 
KaCaK´ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Üyelik tarihi: Feb 2008

Durumu: KaCaK isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Mesaj Sayısı: 3,706

Ruh Halim: Curetkar

Mesajlar: 3,706
Aktiflik: 0%
Bağlı Kalma: 98%
Standart Niyete ceza, kısmete vefa!

Türkiye, birkaç gün arayla üç katliama sahne oldu.
Eğer ülkenin ciğerlerini yakmak demek olan ve zaten kuruyan Türkiye’nin çölleşme sürecini ateşin üstüne benzin döker gibi hızlandıran Antalya Manavgat’taki doğa cinayetini saymazsak...
İstanbul Güngören ve Konya Balcılar’daki patlamalarda ölen insan sayısı 35’tir.
Her iki patlamada da bazıları ömür boyu sakat kalacak, bazıları öyle dengir mırmır işi değil, kallavisinden gerçek travma yaşayacak yüzü aşkın yaralı da cabası.
Bu telefat, gerek Irak, gerekse Afganistan’daki bir haftalık savaş bilançolarıyla rahatlıkla aşık atacak düzeydedir.
Güngören ve Balcılar’daki patlamalarda, yarısı çocuk 35 insandan “öldüler” diye söz edilemez.
Onlar öldürüldüler.
Birinci yarıyı terör öldürdü, ikinci yarıyı cehalet. Her iki olayın sorumluları da belirlendi, yakalandı, gözaltındalar ya da tutuklandılar.
Ancak mahkemeler kurulup davalar görülünce, teröristler ağır cezalara çarptırılacak, ama cahiller, işledikleri cinayeti ya esamesi okunmayan para cezasıyla atlatacak ya da hiç cezalandırılmayacak.
Neden?
Çünkü Güngören patlaması ‘kasıtlı cinayet’, Balcılar patlaması ‘ihmal sonucu ölümcül kaza’ sayılacak.
Çünkü hukuk, “niyeti” sorumlu tutup yargılar, “kazara” olanı görece bir cezayla geçiştirir.
Bir anlamda “sorumsuzluğun hafifletici neden” sayıldığı, bazen facialara yol açan “kazara” ya karşı hukukun takındığı bu hoşgörür tutum, insanın genetik belleğinde var olan hakkaniyet duygusuna tamamen ters düşen, hatta kendi içinde bile bir paradoks olup, zaman zaman adalete isyan ettirir.
Ama sadece Türkiye’de değil, evrensel hukukta da teamül (eğilim) budur.
Başka bir deyişle hukuk, ‘Hatice’ye değil neticeye’ orantılı adalet isteyen hakkaniyet mantığının tersine, neticeye değil ‘Hatice’ye bakar.
Yasaların öngördüğü birbirinden komik para cezaları sayesinde, yargının “sorumsuzluğu” adeta cezalandıramadığı Türk hukukunda, suç sorumluluğunun ‘niyet’e yüklendiği açıktır.
Adaletin cezalandıramadığı sorumsuzluk suçunun adını da halkımız koymuştur: Kısmet.

***

Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’yi kapatmama kararına şahsen çok memnun oldum. Çünkü demokrasilerde, muhalefetin savunamadığı rejim, yargı tarafından korunamaz. Muhalefetin oluşturamadığı alternatif, Anayasa Mahkemesi’nde aranmaz. 75 milyon nüfuslu bir ülkede, son kale Anayasa Mahkemesi kalmışsa, laik cumhuriyet 11 kişinin ne lehte, zaten ne de aleyhte kararıyla kurtarılır! Kısacası Anayasa Mahkemesi, muhalefet boşluğunu dolduramaz. Dolayısıyla, “challenger”ı olmayan bir iktidarı boşaltmak, halefi bulunmayan bir selef yaratmak, kronik bir krizi akuta çevirmekten başka bir şey olamazdı ve zaten çözüm değildi.
Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki kararı mevcut Anayasa’ya uymaktan çok, iç koşulları ve dış baskıları gözeten “pragmatik” bir yaklaşım yansıtmaktadır.
Neden mi?
Çünkü hukuk, yukarıda örneklediğim gibi “kasıt” arar, yani “niyeti” sorumlu tutar ve cezalandırılmasını öngörür.
Anayasa Mahkemesi, 1’e karşı 10 oyla aldığı “AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı” kararıyla, iktidar partisine bir kasıt, bir niyet yüklemiştir. Böyle bir niyetin müeyyedesi de bellidir.
Oysa aynı mahkeme, bu tespite karşın müeyyideyi uygulamayı reddetmiş ve iktidar partisine yapılan Hazine yardımının yarısının kesilmesine karar vermekle, sanığın niyet sorumluluğunu değil, sanki laiklik kazara, ihmal sonucu ihlal edilmiş gibi “kasıtsız suç”a öngörülen tali yaptırım, para cezasına çarptırmıştır.
Eğer Anayasa Mahkemesi’nin Hatice’yi değil neticeyi cezalandıran bu yaklaşımı hukuksa, aynı hukuk mantığının Balcılar’daki kaçak Kur’an kursunun gaz kaçağı patlamasının sorumlularını da “kasıtsız ölüme sebebiyet vermekten” değil, ölüm bilançosuna göre yargılayıp cezalandırmalıdır.
Yoksa ortaya birbirine zıt iki adalet anlayışı çıkar. Anayasa Mahkemesi “kısmeti” kovuştururken, diğer mahkemeler kastı yargılayıp “niyeti” cezalandırıyor olur.
Bence Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı daha doğrudur. Çünkü Türkiye’de niyetten çok kısmet can almakta, yakmakta, hatta yıkmakta zaten bütün felaketlerin nihai sorumlu ve bir türlü yakalanamayan suçlusu, “kısmet!”tir.

05.08.2008

Vatan
__________________
Kimse bir şeyler ima etmesin, Kininiz Varsa Suratıma Kusun, Kusamıyorsanız Susun






Bacımın Örtüsü Batmakta Rezilin Gözüne; Acırım Tükürüğe Billahi Tükürsem Yüzüne!..

M.Akif Ersoy



  Alıntı ile Cevapla